
İzmir’deki yürüyüşde okunan basın açıklaması:
Futbolun bir halk sporu olması, birkaç insanın çok paralar kazanmasından dolayı değildir; tam aksine milyonların sokak aralarında, halı sahalarda, çim ve toprak sahalarda futbolu paylaşıyor olmalarındandır. Futbol onu oynayanların ve yaşayanlarındır; taraftarların, futbolcuların, antrenörlerin ve diğer futbol emekçilerindir… Futbol asla şirketlerin ve siyasi iktidarın değildir. Şirketler ve işadamları kar hırsıyla futbol kulüplerini borç bataklarına sürüklemektedir. Ve böylece bir çok kulüp iflasın eşiğine getirilmiştir. Göztepe, Kocaelispor, Sakaryaspor, Adanademirspor bunlara örnektir. Siyasi iktidarlarsa taraftar gruplarının üzerinde birer baskı aracı olmaktadır. Pankart yasakları, tribündeki herkesin kameralarla kontrol altında tutulması uygulamaları aslında tribünleri birer hapishaneye çevirme girişimleridir. AKP şu an mecliste yeni projesi ile taraftarları çipli taraftar yapmayı ve amigoları, tribün gruplarını bitirmeyi tartışmaktadır. Tribünlerdeki insanların en masum organizasyonu olan amigoluktan bile rahatsızdır AKP.
Buradan siyasileri uyarıyoruz; tribünler futbolun şenliğidir, siyasi iktidarların hapishanesi olamaz…
İnsanların spor yapma hakkı söylemi, tek başına boş bir haktır. Eğer spor tesisleri, yüzme salonları, pistler, sahalar insanlara kapalı tutulursa veya bu alanlar yetersiz kalıyorsa insanların spor yapma haklarının pratikte karşılığı yok demektir. Buradan herkese soruyoruz, günde 12 – 14 saat çalışan bir insanın nasıl spor yapma hakkı olabilir ki? Günde 12 -14 saat ağır ve sağlıksız koşullarda, stres altında çalıştırılan insanlara spor yapmalısın demek, o insanlarla dalga geçmek değildir de nedir?… Bizler insanların sadece taraftar olma hakkını değil, aktif olarak uzun süre spor yapabilmelerini, futbol oynayabilmelerini de savunuyoruz. Bu da, iş saatlerinin ve çalışma koşullarının değiştirilmesiyle, iyileştirilmesiyle mümkündür. Günlük 8 saatlik çalışma süresi ve daha iyi çalışma koşulları bu nedenle emekten yana taraftar gruplarının da talebidir. İnsanca bir yaşam ve çalışma koşulları için mücadele edenler, insanların spor ve futbol yapmalarına destek verdikleri için, taraftar grupları tarafından desteklenir.
Taraftarlarla ilgili gündeme gelen yasal düzenlemeleri yapanların hiçbiri tribünde taraftar olarak bulunmamıştır, hiçbiri taraftarları ve bizlerin kültürünü tanımamaktadırlar. ‘Sporda Şiddet Yasası’ çıkacaksa, bu konuda sporun içinden gelen taraftarların karar vermesi gerekmektedir, masa başı bürokratlarının değil!..
Biz her şeyi yaparız, biliriz edasıyla davranan, taraftarları küçümseyen siyasilere, bürokratlara sesleniyoruz: Taraftarlar kul, sizler ise Padişah değilsiniz… Taraftarlar tribünlerde sevdalandıkları takımlar için emek veren, sporu yüceltenlerdir. Ve asla yalnız değillerdir.
Futbol ve spordaki haksız uygulamaların önüne geçmek için; sigortasız, sendikasız olarak çalışmak zorunda kalan spor emekçilerinin insanca bir yaşam, güvenceli bir gelecek koşullarının teminatını oluşturacak bir Spor İş Yasası çıkartılmalıdır. Böylece, temiz bir spor anlayışı için ilk adım atılmış olur.
Stadlar polisin keyfi olarak istedikleri gibi davranabilecekleri yerler değildir. Stadlarda, kolluk güçleri taraftarlara saldırmakta, joplamakta, biber gazı sıkmakta ve stad ortamlarını terörize etmektedir. Tribünlerdeki demokrasinin önündeki en büyük engel elinde, taraftarları potansiyel suçlu olarak görerek elindeki jop ve biber gazıyla taraftarlara saldıran polislerdir. Bu nedenle polislerin stadlara girilmesi yasaklanmalıdır.
İzmir’in bir parçası olan futbol kulüplerine sahip çıkılması meselesi, biz İzmir’lilerin davasıdır. İzmir şehrinin tribünleri birer şenlik yeri olmalıdır. Küfürün, kavganın olmadığı ve polisin taraftarlara saldıramadığı bir tribünler ancak 7’den 70’e tüm İzmir’lilerin gönül verdikleri takımların tribünlerine sahip çıkmasıyla olur.
İzmir’li hemşehrilerimize sesleniyoruz: Şehrinizin tribünleri sizleri beklemektedir…
Futbolu futbol yapan tribünlerin, sadece bir paralı müşteriye dönüşmesine karşıyız. Taraftarların kulübe üye olabilmesinin önündeki engeller kalkmalıdır. Kulübün maçına bile gitmemiş, takımın tarihini ve rengini bile bilmeyen insanlar, kulüplere yönetici ve hatta başkan olabilmektedir. Ancak, yaz-kış, kar-yağmur-çamur demeden takımlarını yalnız bırakmayanlara ise hiçbir hak verilmemektedir. Bizler diyoruz ki, kim takımının kombinesini alıyorsa, kulübe otomatik olarak üye olma hakkına kavuşmalı ve takımın geleceği noktasında söz, yetki ve karar hakkına kavuşmalıdır.
İzmir gibi Türkiye’nin önemli şehrindeki 4 büyük takımın, tek bir stada mahkum edilmesi aslında hükümetin kendisi gibi düşünmeyen İzmir’e bir cezasıdır. Bucaspor’un, yerel yönetim AKP’de iken belediyenin borca sokulmak pahasına desteklenerek Süper Lige çıkartılması ve belediye seçimlerini kaybedince ise görmezlikten gelinmesi bir sorundur. Başta Göztepe olmak üzere birçok takımın maçını hafta içi mesai saatine denk gelecek şekilde saat:13.00’e alarak, bahis şirketlerine kar, taraftarlara zulüm veren bu spor anlayış ciddi bir sorundur. Bizde artık bir çözüm istiyoruz. İzmir takımları sizin kuklalarınız değil, milyonların sevdasıdır…
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bizler için, “bunlar toptan anlamaz” diyordu; biz formalarımızı, atkılarımızı, bayraklarımızı aldık geldik, kendisine de kur takımını gel dedik. Ama görüyoruz ki, bugün burada değiller kendileri, yani sahaya çıkamadılar. Ve bu maçı hükmen bugün 3-0 kaybettiler.
Biat etmeyen, onurlarını koruyan, haklarını savunan, emekten yana bir tribün için demokratik tepkilerini göstermek isteyen tüm taraftarlar olarak taleplerimiz:
* Taraftar gruplarına yönelik başta pankart yasağı olmak üzere tüm yasaklar kaldırılmalıdır.
* Futbolun ve sporun yaygınlaştırılması için, spor yapmaya elverişli salonlar, pistler ve sahalar yaygınlaştırılarak halkın kullanımına açılmalıdır.
* Maç saatlerinin belirlenmesinde bahis şirketlerinin menfaatleri değil taraftarların çalışma saatleri ve istekleri dikkate alınmalıdır.
* Futbol kulüplerini borç batağına sürükleyen ve kendi çıkarları için kullanan şirket, kişi ve kurumlar yargı önüne çıkartılmalıdır.
* İzmir’deki takımların bir stada mahkum edilmesine son verilmelidir.
* Spor İş Yasası çıkartılmalıdır.
* AKP’nin taraftarlara yönelik siyasi baskınlarına ve çipli taraftar projesine son verilmelidir.
Tribünlerin demokratikleşmesi demek, ülkenin demokratikleşmesi demektir. Taraftarlar, öğrenciler, emekçiler birlikte ileri!
YAŞASIN RENKLERİN VE HALKLARIN KARDEŞLİĞİ
ENDÜSTRİYEL FUTBOLA KARŞI İZMİR’Lİ SPORSEVERLER