Endüstriyel Spora Hayır!

Archive for the ‘Livorno’ Category

Endüstriyel Futbola karşı Taraftar kültürü nedir? Karşıyaka ve Göztepe maçının düşündürdükleri.

Tuesday, January 31st, 2012

Karşıyaka – Göztepe maçında Göztepeli taraftarların meşaleli şovuyu ve polisin saldırması maç sonrası tartışmalara damgasını vurdu. Burada çıkan tartışmaların biri de meşalelerin Endüstriyel Futbola karşı olmakla alakasının ne olduğuydu. Bu ilginç soru üzerinde biraz durmak gerekli aslında.

Neden sistem meşaleleri yasakladı?

90′ların ortasında iyice tribünlere yayılan meşaleler, tribündeki kameraların görüntü almasını engeler bir hale gelmişti. Canlı yayında spikerler maçı izlemeden yorum yapmak zorunda kalıyorlardı ve taraftarların şovları onlar için reklamlarını düşüren bir eziyete dönüşmüştü. (Marka değeri dedikleri şey) Futbol endüstrisinin kar oranları için meşaleler yasaklanmıştır. Bu süreç sadece meşalelerle kalmamıştı aslında. Pankartlara, Oturma yerlerine kadar her yere yayılmıştı.

Yani tribünleri disipline edilme vakti gelmişti. Futbol genel başarısı artık yıl sonunda ekonomik bilonçolarını açıklayan, borsalarda kar yapmaya çalışan klüpler tarafından belirlenmeye başlanmıştı. Ne kadar çok para sahibi olursa Klüp o kadar başarılı olma ihtimali yükselir. Yıldız transferleri artık bekleyen bir taraftar profili ortaya çıkmıştı. (Eskiden beri olan bu durum, artık Klüpten öte yıldızları gören bir anlayışa tamamen dönümüştü)

Türkiye’de Golf ve Tenis gibi sporlar, Türk burjuvazisinin buluşma yerleri olmadığı ve türk burjuvayisinin spordan nasip almamış durumlarından dolayı, kitleler üzerinde hakim olan Futbola yöneliş başladı. Eskiden sadece yönetim içinde yer alan zenginler, artık stadların içinde, rahat edecekleri yerleri de kurdurmuşlardı. Locaların içinde hem iş görüşmeleri yapılır ve prestijler gösterilir hem de reklamlar yapılırdı. Artık tribünler, işçi sınıfının olduğu alanlardan çıkmış, paranın hakim olduğu, müşteriye dönüştürülmüş bir taraftar profili ortaya çıkartılmıştır. Nasıl bir alışveriş magzasında bagrılmıyorsa, statlarda da diğer müşteriler rahatsız edilmemeliydi. Meşalelerin yasak edilmesinin arkasında yatan gerçekte buydu.

Tunus’ta arap baharında yükselen kitle hareketleri esnasında, maçlar iptal edilmişti. Çünkü onbinlerin bir araya geldiği ve ortak dinamik gerçekleştirebilecekleri bir alandı. Kitlelerin bu ortak tepkilerinin önüne geçebilmek için, taraftar gruplarının bir kollektif olmaktan çıkarmak gereklidir. Türk Burjuvazisi, bir ara gündemine amigoluğu yasaklamayı gündeme getirdiler. Hernekadar Türkiye’de tribünler uzun bir süredir, milliyetciliğin ve faşizmin bir odak noktası olarak kendini var etse, bunların hep kontrol edilmeyen bir yanları olacaktır. Dönem dönem taraftar gruplarının işçiler ve toplumsla muhaliflerle buluşmaları, yeni bir dinamik olarak kendilerini ortaya çıkarmıştır. Türkiye’de Tekel ve UPS sürecinde üst noktaya çıkan bu dinamiğin bir benzeri de Romanya’da yaşanmıştı. Çıkarılmak istenilen sağlık yasasına karşı eylemlere çıkan kitlelere, maçtan çıkığta gelen taraftarlarda katılınca, ertesi gün o yasa taslağı geri çekilmek zorunda kalındı. (http://video.cnnturk.com/2012/​haber/1/16/romanya-kayniyor) Böyle bir potansiyel tehlikenin olduğu bir alanda, taraftar gruplarına sürekli bir saldırı ve yıldırma politikasının arkasında böyle bir tehlikenin başlamadan önlenmesi gerektiğini bilmekten geçmektedir.

Göztepe – Karşıyaka maçında polis, sistemin istediği müşteri taraftar rolünü oynamayan kitlelere saldırmaktadır. Aslında istelerselerde oynayamazlar, çünkü oradakiler locaların değil, dumanlı meşalelerin taraftar gruplarıdır ve sınıfsalığı buna imkan vermez. Endüstriyel futbola karşı olmak tabiki bir tek meşaleye düşürülemeyecek kadar büyük bir süreçtir, ama meşaleleri savunmak, bir direniş hattıdır ve bunu gerçekleştiren taraftar gruplarına destek çıkmak, Endüstriyel futbola karşı olan taraftarların ortak sorumluluğudur.

Suphi Toprak – Forza Livorno

Endüstriyel Kirli Futbol ve Taraftarlık

Tuesday, July 5th, 2011

Türkiyedeki sporseverler ve basın, yıllardır herkesin bildiği, her sene sürekli gündemlerden düşmeyen şike, mafyatik ilişkiler ağının varlığını mahkemelere taşınmasıyla yeniden tartışmaya başladı. Gelinen noktada başta Aziz Yıldırım olmak üzere bir çok kişi yargılanmaya başladı. Yargılanma süreci kesinleşmediği için, ki Türkiye’de yargı sisteminin güvenlirliği ve tarafsızlığı ise yetersizliği bir çok davada ortadadır, bizler bu tartışmayı bireyler üzerinden yapmayacağız. Şike ile ilişkisi kimin varsa, cezalandırılması gereklidir diyerek endüstriyel futbolun yapısı üzerine fikrimizi söyleyeceğiz.

Tribünlerdeki taraftarların hiçbiri ne kendi takımlarının ne de oynadıkları futbol liğinin şikelerle etkilenmesini istemezler. Temiz futbolun 1.ci kuralı sahadaki maçların emek tarafından belirlenmesidir. Futbol kocaman bir endüstriye dönmüştür. Şampiyon olanın milyonlarca euroluk primlere sahibi olması ile birlikte, futbolda 2.ci olan takımların bile yerle bir edilmesi, oyuncuların, anternörlerinin, yönetimlerin başarız damgası yediği bir ülkede, tek kıstas şampiyonun kim olduğudur.

 

Şampiyon olmayanların kücümsendiği bir ülkede, paranın herşeyin üstünde tutulması da bir başka nedeni, belki de en önemli nedenidir. Milyonlarca euronun hakimiyetine gecen futbol dünyasında, taraftarları müşteriye dönüştüren, futbolun herşeyini paraya dönüştürülmesidir aslında bu. Klüp isimleri, stad isimleri, formalardan, yastıklara karşı paraya denk düşen sevgiler, maçlarda daha iyi oynamaları için herseferinde daha yüksek paralar verilen futbolcular, reklamdan geçilmeyen forma ve futbol dünyası paraya ve güçe tapan ilişkileri ortaya çıkmaktadır. Paranın kazanılması için ilk önce klüp ve stad isimleri satılırken, şimdi ise klüp değerleri satılmaktadır.

Bizler yıllardır, bu futbolun egemenlerin ve paranın futbolu olduğunu ve bu futbola kökten karşı gelerek başka bir futbol için mücadele ediyor, sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Kendi takımındaki arkadaşlarını ve taraftarlarını, şikenin hangi tarafından durmasına bakmaksızın, para için satan kişilerin futbol dünyasında yeri yoktur. Taraftarlar arasındaki kinlenmenin en büyük nedenlerininden biride, şike ve mafyatik ilişkilerden kaybedilen maçların oluşturduğu ortamdır. O yüzden, sadece Nisan ayından itibaren değil, ulaşılabilen her türlü şikeli maça ulaşılması gereklidir. ‘Futbol kulüplerini borç batağına sürükleyen ve kendi çıkarları için kullanan şirket, kişi ve kurumlar yargı önüne çıkartılmalıdır!’ daha önce bir çok sefer dile getirdiğimiz bu talebimiz bugün olduğu kadar asla güncel olmamıştı. Müşteriye dönüştürülmek için taraftarlara yasaklar uygulanır olmuş ve onları yeni stadtlarda locaların eglencelerine çevirilmeye çalışılmıştır.

Futbolun yeniden yapılanması, endüstriyel futbolun toplu reddi üzerine ancak olur. Mafyatik paralı başkanların, klüplerin şirketlere peş kes çekilmesinin, taraftarların müşterilere dünüştürülmesinin önüne geçilmesi isi önerdiğimiz ilk taleplerimiz şunlardır:

 

  1. Şikeye karışan kişi ve kurumların cezalandırılması
  2. Bahis kurumlarının yasaklanması
  3. Cipli taraftar ve suskun taraftar yaratma projelerine derhal son verilmelidir! Ve taraftarlar üzerindeki yasaklara son verilmesi!
  4. Endüstriyel futbola son, yaşasın emeğin ve emekcilerin futbolu!

 

Taraftarların talepleri nelerdir? Seçimler ve düşündürdükleri!

Friday, May 27th, 2011

 

Göztepe taraftarlarının diğer taraftarlar gruplarına yaptığı çağrı ile taraftar grupları arasında bir tartışma da başlamıştır. Tartışmaların bir kısmı, seçimlere çok fazla karışmak istemiyen taraftar grupların ve taraftarların da çekinceleri vardır. Taraftar grupların karışık siyasi yapısı dolaysıyla, bazı noktalardaki çekinceleri anlayabilmekteyiz. CHP’sinden, troçkistlere kadar geniş bir yelpazeye kadar uzanan bir yelpazesi var.

 

Ama sorunun öz maddesi bu değil. Taraftar grupları şimdiye kadar ağırlıklı olarak bir tepki hareketi olarak kalmıştır. Kendilerine karşı yapılan hareketlere geliştirdiği tepki eylemlerinin çercevesinde kısıtlı kalan taraftar gruplarının, sadece tepki gösteren ve rotasını bununla kısıtlı tutan bir yapıdan acilen çıkması gerekmektedir. Sorun burada bir partinin secilmesi ya da secilmemesi değil, bu taleplerin taraftar gruplarının kendi seslerini duyurabilmesidir. Bununla beraber bu talepleri göz ardı edilerek bir siyasi ve hukuki değişikliğin yapılamamsını da sağlamaktadır. Taraftar hakkında konuşabilmeleri için bu taleplerin gündeme gelmesi gereklidir.

 

Toplumsal ilginin siyasete ve siyasi ve gündemlere artığı dönem olan seçim öncesi, taraftar gruplarının, Endüstriyel futbola karşı gelişen taraftar gruplarının taleplerini dile getirilmesi, taraftar gruplarının üstünde oluşturulan siyasi baskılara verebilecek en iyi cevaptır. Bu taleplerin ortaya çıkması, tepki hareketinin, isteyten ve talep eden bir noktaya geçişinin gerçeklemesi anlamına da gelmektedir.

 

Bu taleplerin yapısı gereği CHP’lisinden Troçkisitine kadar geniş yapıdaki taraftarları kapsaması gereklidir. Yani buradaki bölünme partilere göre değildir. Endüstriyel futbola destek ve karşı olmak arasındadır. Bu nedenle daha önce İzmir’de taraftar grupların ortak yürüyüşünde okunan taleplerin, günceleştirilmesi açık bırakılarak, diğer taraftar gruplarıyla tartışmaya da açılmasını öneriyorum.

 

BİLDİRİ:

1- İzmir’de yeni bir futbol stadı yapılmalıdır!

2- Futbolun ve sporun yaygınlaştırılması için, spor yapmaya elverişli salonlar, pistler ve sahalar yaygınlaştırılarak halkın kullanımına açılmalıdır!

3- Spor İş Yasası çıkartılmalıdır!

4- Futbol kulüplerini borç batağına sürükleyen ve kendi çıkarları için kullanan şirket, kişi ve kurumlar yargı önüne çıkartılmalıdır!

5- Futbol ve spor emekçilerin çalışma saatlerinin 8 saat düşürülmesi, asgari ücret uygulanması ve sendikalaştırılması!

6-Taraftar gruplarına yönelik başta pankart yasağı olmak üzere tüm yasaklar kaldırılmalıdır!

7- Cipli taraftar ve amigoları bitirme projelerine derhal son verilmelidir!

8- Maç saatlerinin belirlenmesinde bahis şirketlerinin menfaatleri değil taraftarların çalışma saatleri ve istekleri dikkate alınmalıdır!

9- Polisler stat dışına çıkartılmalıdır!

10- Taraftarların kulüplere üye olabilmesinin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

11- Kombine sahibi olan taraftarların otomatik olarak kombinesini aldıkları kulüplere üye olabilmesi sağlanmalıdır!

 

 

Suphi Toprak

 

Forza Livorno

 

Taraftar yasası ve taraftar şiddeti!

Friday, May 20th, 2011

Bursaspor Beşiktaş maçı burjuva basının üstüne çullandığı ve yasaların daha sert bir şekilde uygulanmasını istediği bir maça dönüştü.Su ana kadar 30 kişi tutuklanmıştır, Bu esnada bu tutuklanmalara karşı açıklama yapan klüp avukatı da göz altına alınmıştır. Devlet, tüm eliyle bu olayları kapatırken, basın son derece memnun bir şekilde izlemektedir. Türkiye’de muhalif taraftar kimliğinin gelişmesinde önemli bir rolü olan Beşiktaşlı taraftarları, bu yazının konusu değil aslında, buradaki sorun nasıl oluyorda, bu tür çatışmalar ortaya çıkıyor ve kimin işine yarıyor?

Endüstriyel futbola karşı taraftar grupları burada nasıl bir tavır geliştirmeliler? Devletin taraftar grupları üzerinde uyguladığı bu baskı ne kadar doğrudur? Ankara’da Göztepelilerin polis tarafından saldırıya ugraması ve onlara yönelik bir mahkeme sürecinin başlaması ve GöztepeliChe severlerin aktivistlerinin keyfi tutumla cezanlandırılmasıya çalışılmasıyla, Bursa’da saldıran polis arasında bir bağlantı var mıdır?

Bursa maçı sonrasında, taraftarlara verilecek cezalar artacaktır. Artık tribünlerde sadece saldırgan taraftar profili vardır. Polis’de bizi bu saldırgan taraftarlardan kurtarmaktadır. Yaşasın Devlet ve Polisi. Bu şu an yaratılmak istenilen politikadır. İnsanlar Bursa’da sokak ortasında durduruluyor, inceleniyor, sürekli bir baskı altında tutuluyor, acaba gbt de aranan kişi midir diye, bir kişi ararken, binlerce insanı korkutuyor. Milliyet yazarı Ugur Melike’de bu kervana destek verenlerden biridir: ”Öyleyse ne olur gelecek yıllardaki benzer hadiselerin, potansiyel maddi kayıpların önünü şimdiden kesebilmek için yeni yasaya, yeni ağırlaştırılmış cezalara sahip çıkın. Meselelere Bursa meselesi, Antep meselesi diye bakmayın; cezaları bir Türk futbolu gerekliliği gözüyle görmeye çalışın. ”

Şu an aslında endüstriyel futbol kendi cürüşmüşlüğünün içinde, Bursasporlular üzerinden temizlemeye çalışıyor. Şiddetsiz futbol için çalışan ve 30 taraftarı tutuklayan, 300 taraftarı da arama listesine ekleyen bir devlet. Aslında sormak gerekir, neden bunca tutuklama ve cezalandırılmaya karşı, bu taraftarlar gene şiddete yönelmektedir. Bu çember sizlere tanıdık gelmiyor mu? Taraftar grupları ve simalar değişmesine rağmen, taraftarların şiddeti bitmiyorsa, neden? Demek ki, tecrübe ile sabitdir, yasaklar ve cezalar şiddeti engelemektedir. Sadece devletin ve onun polisinin kullandığı şiddeti haklı göstermek için kullandığı bir bahaneye dönüşmektedir. Aslında bir göz boyamadır bunlar, ve bizim gözleri boyamak, önlerindeki perdeyi kaldırması için uğraşmaktır. Şöyle soralım, Bursaspor taraftarlarını yakalamak için bu kadar üstün çaba gösteren polis, sigortasız ve düşük ücretlerle çalıştırılan milyonlarca işçinin haklarını ve spor klüplerinde paralarını ve haklarını savunmak için patronlara neden tutuklamaları gerçekleştiremiyor?

O yüzden biz soruyu tersten soralım, neden bu olaylar oluyor? Bizler hırsızların sadece cezanlandırılması ile ilgilenmeyiz, soru şudur, neden hırsızlık vardır? Özel mülkiyetin olduğu her yerde istisnasız hırsızlıkta vardır. Futbol, futbol olmaktan çıkalı uzun bir süre oldu. Endüstriyel futbol artık, paranın hakim olduğu, şikenin her masada konuşulduğu ve en güçlünün kazandığı bir yarışa döndü. Paranın gücünün gölgesi ağırdır, altında milyonlarca ezilen vardır. Bu gölgenin altında, kendi begendikleri takımların peşinde giden taraftarlar vardır.

Bir çok taraftar grubu ve taraftarlar, endüstriyel futbola karşı tavır geliştiremedikleri için, bu çarkın birer parcası haline gelmiştir. Her seferinde bu çark gene taraftarların sırtında kırılır. Polisin dayağı ve tutuklanmaları taraftar için vardır. Tribünlerde üstüne marş söylediği polisi, ona gaz bombaları, joplarla saldırandır aslında. Tribünlerde yaratığı o dalganın ilk kurbanı aslında kendisi olur o taraftarlar grupları. Bursaspor taraftarların belkide bu kadar bu süreçte yalnızlaşmasının sebebi de budur. Daha önce Bursa’da nizamı sağlayan güçlerin destekleyici veya parçası olan Bursaspor taraftarları, insan canına kıymaya hazır kitle olarak sunulmuştur. (Bu suçlamaların bir noktası da Diyarbakırspor maçında Bursaspor tribünlerindeki ırkçı ve faşist tutumdur. Forza Livorno dünde olduğu gibi, bugünde ırkçılığa karşı ve diyarbakır seyircilerinin yanındadır, buradaki trajedi ise, dün ve bugün yaşanılanların, taban tabana zıt gözükmesine rağmen aynı olmasıdır.)

Devlet, taraftarlardan son derece memnundur, onlar tribünlerde kendi istedikleri sloganları ve marşları söylediği sürece, o taraftardan daha iyisi yoktur. Ne zaman ki taraftar kendi başına buyruk hareket etmeye başladı mı, polis biner tepesine. Bursa’da yeni stat yapılmasına karşı harekete gecen ve Tayyip Erdogan a karşı gelen taraftarlara açılan soruşturmalarda olduğu gibi.

Aslında Bursasporlu taraftar, onlara verilen rolün dışına çıktı. Solcuları sokakta kovalayabilirlerdi, kürtlere saldırabilirdi, ama devletin izin vermediği bir şeyi yapamazdı. Devlet şimdi kendi hakimiyetini kurmaktadır. Bursasporlu taraftarları tekrar kendi istendikleri ve izin verdikleri cizgilerine geri getirmektedir. Cezalarını ve saldırılarını haklı çıkartmaya çalışmaktadır aynı zamanda, tam da burada.

Bursasporlu taraftarlar devletin otorisinden daha çok Bursasporlu olma otorisini koymuşlardır önlerine. Devletin karizmasını bir futbol klübü çizmiştir. Sokalara polis arabalarını, minibüslerini yığan, panzerleri, topları tüfekleri ile yaşatılan askeri militarizmleri ile, kontra gerila örgütleri ile toplumdaki sorunları ezmeye çalışan, karşılarında Türk gördümü milliyetcileşen, Kürt gördümü açılımlaşan bir devletin, zengin ile fakir arasındaki ucurumu engelemek için tek yolu işte bu yukarıda bahsedilen şiddeti istediği gibi kullanabilmesidir. Yani nizamını sağlamak için, işçi sınıfına ve etnik azınlıklara hazırda tutuğu bir yedek güçün ve kitlesel şiddetin varlığını sağlayan kapitalist sınıfının kendisidir.

Kullandığı bu şiddeti haklı gösterebilmek ve yasaları daha sertleştirebilmek için, Bursaspor taraftarları gibi olayları bekler, hayır komplo teorisyenim değil, komplo teorileri, toplumları anlamıyanlar içindir, çünkü sistemin bu çarpıklığı içersinde, bir çok yerinde olaylar patlak verir. Bu patlak veren olaylar, devletin kendini haklı çıkarma mekanizmasıdır. Çünkü orada söylenen şudur, devlet ve polis orada olmasaydı, katliam olurdu ya da daha kötü olacagıdır. Halbuki herseferinde, tekrar tekrar olayların patlak vermesi özel mülkiyetin üzerine kurulmuş kapitalist devletin varlığıdır.

Biz soruyu tersten sormaya devam edelim, siz neler yapıyorsunuz ki bu tür olaylar süreki ve şiddeti düşmeden devam ediyor? Bu ülkede, işçiler, taraftarlar, kürtler, ögrenciler sokaklardalar. Sizler bir ülkeyi iç savaşa hazır şekilde yetiştirdiniz. 1980 den sonra, sorgulamayan, sorgulatmayan, düşünmeyen, düşündürmeyen bir nesli biz ortaya çıkartmadık. Bugün tutuklanması gerekilen Bursasporlu taraftarlar değil, başta toplumu, sonra da futbolu bu hale getirenlerdir. Yani endüstriyel futbolun para babalarıdır, toplumun para babalarıdır, onun yasalarını bize uygulatanlardır.

Bursaspor tribünlerinden endüstriyel futbola inanmış az da olsa insan var. Onların önünde çok büyük görevler var. Ya bu çarkın parçası olmaya devam edecekler, ya da bunları kırıp, yeni bir taraftar kültürünün içersinde kendilerine yer bulacaklardır. Bunun arası yok aslında. Bugün onları sokaklarda arayanlar, dün onların sırtını sıvazlıyanlardır. Endüstriyel futbola karşı olan taraftar grupların kendisi, bir başka taraftar grubunu düşman olarak görmez, düşmanlıkla beslenmez. Bizim karşı geldiğimiz tek bir şey varsa, taraftar olarak bizi müşteri yerine koyan, haklarımızı kısıtlayan bir sisteme karşıdır ve futbolu özgürleştirmektir. Ama kazdıkca bu yolu, karşımıza tüm sistemi sarmış bir güç çıkıyor. İşte asıl taraftar kültürü ve cesaret isteyen nokta, bir başka taraftar grupuyla hesaplaşmak değil, taraftarların birbirine düşmesini saglatan şartları ortaya çıkartanlardır.
Bursasporlularda sistemin kendisine, belki istiyerek, belki de istemiyerek yönelmişlerdir. Şuradan başlıyalım son sorumuza, bundan sonrası?

Devletin aslında, Bursada suçlu arama derdi yok ve keyfi tutuklamalar yapma derdinde ve belki de olayları birkaç kişinin üstüne yıkarak da kapatma. Onların kapatmak istediği dosyayı biz açık tutma derdindeyiz. Çünkü sorun iki taraftar grubunun sorunundan ötedir. Şu an tüm ülkede, bir kıvılcımla bu düşmanlık seviyesini aşacak çatışmalar mevcutdur. Bizlerin derdi, önümüze getirilmiş olan kurbanlarla ugraşmak değil, onları kurban seçenlerle.

Bursaspor’daki taraftar gruplarının ( Aslında diğer taraftar grupları da bu süreçi sorgulamalıdır) bu süreçte, kendi konumlarını ve endüstriyel futbola ile ilişkilerini yeniden degerlendirmesi, şu an içinde bulundukları ortamdan kurtulmak için ilk adım olur. Şunu bilmeliler ki, şu an öfkelerini yöneltikleri, polis, vali, yasalar vs karşısındaki tutumlarını doğru geliştirilmesi gereklidir. Bu gecici bir öfkemi olacak yoksa bu süreci tartışabilcekler mi? Öfkelerini Beşiktaş taraftarlarına mı yöneltecekler ( aynı hata iki defa işlenmez), yoksa kendilerinin bu süreçten çıkan derslerle önlerini mi açacaklar. Açtıkları her yolda, burada kendileriyle aynı yolda başka giden insalar olduğunu göreceklerdir. Ayrıca devletin uyguladığı tutuklama komesine bir son verilmelidir. Keyfi olarak Bursa’daki tribün liderlerini tutuklayanlarla, keyfi olarak Göztepeli taraftarlara dava açan mantık, aslında bir güç gösterisi yapmak istemektedir. Bu tiyatronun bir alkışlayanı olamayız.

GöztepeliChe Severli arkadaşların basın açıklamasınındaki açıklanma yapılması gerekileni anlatmaya devam etmektedir:

”Herşeyin başı eğitim derken, meseleyi sadece taraftarların eğitime tabi tutulması şeklinde algılayan dar bakış açısı terk edilmeli, ülkemiz okullarını da, medyayı da içeren kapsamlı bir eğitim programı hayata geçirilmelidir. Kazanmak odaklı bir başarı anlayışının yerleştiği bir toplumda, kaybetmeyi kabullenemeyen, bunu eyleme dönüştüren insanların varlığına çok da şaşırılmamalıdır.

Tribünleri dolduran taraftarların ülkemiz insan çeşitliliğinin, toplum yapımızın birer parçası olduğu biran olsun unutulmamalıdır. Dolayısıyla, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal gelişme ve etkilerin bu alana türlü yansımaları olduğu bilinmelidir.

Tribünlere ve taraftarlığa yönelik bakış açısında köklü bir zihniyet değişikliğine gidilmelidir. Diyalog zeminleri çoğaltılmalı, taraftarlara örgütlülükleri aracılığıyla söz, yetki ve karar hakkı verilmelidir. Bu kapsamda özellikle, taraftar dernekleri, grupları gibi örgütlü yapıların etkinliğini arttırıcı, teşvik edici çalışmalar yapılmalıdır.”

 

Suphi Toprak

Forza Livorno Yöneticisi

Spor Emekçileri ve Emekten yana Taraftarlardan 1 Mayıs çağrısı!

Tuesday, April 26th, 2011


Uluslararası işçi sınıfının birlik, mücadele, dayanışma günü 1 Mayıs yaklaşıyor… (more…)

Ekmek ve Emeğimiz için taraftarlara çağrımızdır!

Friday, March 18th, 2011


Bizler Düzce’deki DESA işçileri olarak uzun süredir emek ve ekmek mücadelemizi DESA’nın tüm baskılarına rağmen sürdürüyoruz. DESA ve Prada 2008 yılında başlattığımız ve 400’ü aşkın süren direnişimizin, ulusal ve uluslar arası düzeyde sürdürülen kampanyanın ve mahkeme kararlarının sonunda sendikamızla protokol imzalamış ve sendikal haklarımıza artık saygılı davranacağını söylemiştir. Ancak yaptığı anlaşamaya uymamış, sendika üyesi işçiler üzerinde baskı ve ayrımcı uygulamaları sürdürmüş, sendikal çalışmalara öncülük eden işçileri yalan beyanlara dayanarak işten çıkartmaya başlamıştır. 28 Ocak günü’nden bu yana Hakan Lermi ve Serdar Kuru adlı işçi arkadaşlarımız bu haksız işten çıkarmayı protesto etmek ve sendikalarını savunmak için fabrika önünde direnişteler. İşveren fabrikada işçilerin sendikaya üye olmaması için her türlü yolu mübah gören bir anlayıştadır.

Yalnız, DESA ve Prada’nın bilmediği bir şey var, işçiler ve emekçiler asla yalnız değildiler. Bunu en son UPS mücadelesinde dünyanın değişik ülkesinde dayanışma gösteren işçiler göstermiştir. Ülkelerin başındaki politikacıları birbirine saldırırken, işçiler emek ve ekmek
mücadelesi için birleşmişlerdir. DESA işçilerine yapılan bu saldırılara karşı Deri-İş, Tek Gıda İş, Petrol-İş, Hava-İş, Kristal-İş, Petrol-İş, Tek Gıda-İş, TGS, TÜMTİS ve TOLEYİS ortak tavır göstermişlerdir. Ayrıca enternasyonal dayanışma da güçlenmektedir.

Bu mücadelede başarıya ulaşmamız için dayanışmaya ihtiyacımız fazladır. TEKEL, UPS ile İstanbul ve İzmir’deki taraftarlar yürüyüşlerinde ortaya çıkan bir gerçek vardır artık, tribünlerdeki emekçiler, fabrika ve işyerlerinde işçilerin ve emekçilerin
yanındadırlar. Çalıştığımız işyerlerinde ölümüne çalıştırılan, karın tokluğuna mahkum edilen bizlerin bir kısmı sizinle beraber tribündeler, sizler bizim dostlarımızsınız.

Sizleri hem kendi adımıza, hem de sendikamız Deri İş ve bizleri destekleyen sendikalar adına 26 Mart’ta İstanbul, İzmir ve Ankara’da örgütleyeceğimiz eylemlerimize çağırıyoruz. Bizleri davulunuz, meşaleniz, şarkılarınızla güçlendiriniz.

 

DESA İşçileri

 

 

İzmir’de stad bizim hakkımızdır, bize rağmen yapılamaz!!

Tuesday, March 15th, 2011

İzmir’de daha önce gerçekleştirdiğimiz taraftar yürüyüşünde, İzmirin 4 büyük takımın taraftarlarını bir araya getirmiş ve buradan taleplerimizi yükseltmiştik. Taleplerimizden biri, İzmir’e yeni bir futbol stadı yapılmasıydı. Basından ögreniyoruz ki, bu talebimiz İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından dikkate alınmış ve stad için harekete geçilmiştir. Bu bizim için sevindirici bir adımdır.

Lakin bu stad konusunda İzmir’deki 4 büyük takımın ihtiyaçları ve taraftarlarının isteklerinin göze alınmadığını da görmekteyiz. Bu haksız ve yanlı bir tutumdur. Eğer İzmir’e yakışan bir stad yapılacaksa, her takımın ortak kullanabilceği bir stad olmalıdır, ya da her takımın kullanabilceği ve kendine tahsis edilmiş stadı olmalıdır!

Bu konuda İzmir Büyükşehir Belediyesinin en kısa sürede bu tutumunu değiştirmesini beklemekteyiz. Bunun içinde biz İzmir’li taraftarlar olarak tekrar sokağa, dostlarımızla çıkarak sesimizi yükselteceğiz.

Stad ve diğer taleplerimiz için İzmir Büyükşehir belediyesini, takımlarlar ve taraftarlardan oluşan bir komisyonla irtitaba geçmesini ve kararların ortak alınmasını talep ediyoruz!

İzmir’de büyük taraftar yürüyüşü için ileri!

Stad ve diğer taleplerimizin gerçekleşmesi için tribünler ve sokaklar bizimdir!

 

ENDÜSTRİYEL FUTBOLA KARŞI İZMİR’Lİ SPORSEVERLER