
Bursaspor Beşiktaş maçı burjuva basının üstüne çullandığı ve yasaların daha sert bir şekilde uygulanmasını istediği bir maça dönüştü.Su ana kadar 30 kişi tutuklanmıştır, Bu esnada bu tutuklanmalara karşı açıklama yapan klüp avukatı da göz altına alınmıştır. Devlet, tüm eliyle bu olayları kapatırken, basın son derece memnun bir şekilde izlemektedir. Türkiye’de muhalif taraftar kimliğinin gelişmesinde önemli bir rolü olan Beşiktaşlı taraftarları, bu yazının konusu değil aslında, buradaki sorun nasıl oluyorda, bu tür çatışmalar ortaya çıkıyor ve kimin işine yarıyor?
Endüstriyel futbola karşı taraftar grupları burada nasıl bir tavır geliştirmeliler? Devletin taraftar grupları üzerinde uyguladığı bu baskı ne kadar doğrudur? Ankara’da Göztepelilerin polis tarafından saldırıya ugraması ve onlara yönelik bir mahkeme sürecinin başlaması ve GöztepeliChe severlerin aktivistlerinin keyfi tutumla cezanlandırılmasıya çalışılmasıyla, Bursa’da saldıran polis arasında bir bağlantı var mıdır?
Bursa maçı sonrasında, taraftarlara verilecek cezalar artacaktır. Artık tribünlerde sadece saldırgan taraftar profili vardır. Polis’de bizi bu saldırgan taraftarlardan kurtarmaktadır. Yaşasın Devlet ve Polisi. Bu şu an yaratılmak istenilen politikadır. İnsanlar Bursa’da sokak ortasında durduruluyor, inceleniyor, sürekli bir baskı altında tutuluyor, acaba gbt de aranan kişi midir diye, bir kişi ararken, binlerce insanı korkutuyor. Milliyet yazarı Ugur Melike’de bu kervana destek verenlerden biridir: ”Öyleyse ne olur gelecek yıllardaki benzer hadiselerin, potansiyel maddi kayıpların önünü şimdiden kesebilmek için yeni yasaya, yeni ağırlaştırılmış cezalara sahip çıkın. Meselelere Bursa meselesi, Antep meselesi diye bakmayın; cezaları bir Türk futbolu gerekliliği gözüyle görmeye çalışın. ”
Şu an aslında endüstriyel futbol kendi cürüşmüşlüğünün içinde, Bursasporlular üzerinden temizlemeye çalışıyor. Şiddetsiz futbol için çalışan ve 30 taraftarı tutuklayan, 300 taraftarı da arama listesine ekleyen bir devlet. Aslında sormak gerekir, neden bunca tutuklama ve cezalandırılmaya karşı, bu taraftarlar gene şiddete yönelmektedir. Bu çember sizlere tanıdık gelmiyor mu? Taraftar grupları ve simalar değişmesine rağmen, taraftarların şiddeti bitmiyorsa, neden? Demek ki, tecrübe ile sabitdir, yasaklar ve cezalar şiddeti engelemektedir. Sadece devletin ve onun polisinin kullandığı şiddeti haklı göstermek için kullandığı bir bahaneye dönüşmektedir. Aslında bir göz boyamadır bunlar, ve bizim gözleri boyamak, önlerindeki perdeyi kaldırması için uğraşmaktır. Şöyle soralım, Bursaspor taraftarlarını yakalamak için bu kadar üstün çaba gösteren polis, sigortasız ve düşük ücretlerle çalıştırılan milyonlarca işçinin haklarını ve spor klüplerinde paralarını ve haklarını savunmak için patronlara neden tutuklamaları gerçekleştiremiyor?
O yüzden biz soruyu tersten soralım, neden bu olaylar oluyor? Bizler hırsızların sadece cezanlandırılması ile ilgilenmeyiz, soru şudur, neden hırsızlık vardır? Özel mülkiyetin olduğu her yerde istisnasız hırsızlıkta vardır. Futbol, futbol olmaktan çıkalı uzun bir süre oldu. Endüstriyel futbol artık, paranın hakim olduğu, şikenin her masada konuşulduğu ve en güçlünün kazandığı bir yarışa döndü. Paranın gücünün gölgesi ağırdır, altında milyonlarca ezilen vardır. Bu gölgenin altında, kendi begendikleri takımların peşinde giden taraftarlar vardır.
Bir çok taraftar grubu ve taraftarlar, endüstriyel futbola karşı tavır geliştiremedikleri için, bu çarkın birer parcası haline gelmiştir. Her seferinde bu çark gene taraftarların sırtında kırılır. Polisin dayağı ve tutuklanmaları taraftar için vardır. Tribünlerde üstüne marş söylediği polisi, ona gaz bombaları, joplarla saldırandır aslında. Tribünlerde yaratığı o dalganın ilk kurbanı aslında kendisi olur o taraftarlar grupları. Bursaspor taraftarların belkide bu kadar bu süreçte yalnızlaşmasının sebebi de budur. Daha önce Bursa’da nizamı sağlayan güçlerin destekleyici veya parçası olan Bursaspor taraftarları, insan canına kıymaya hazır kitle olarak sunulmuştur. (Bu suçlamaların bir noktası da Diyarbakırspor maçında Bursaspor tribünlerindeki ırkçı ve faşist tutumdur. Forza Livorno dünde olduğu gibi, bugünde ırkçılığa karşı ve diyarbakır seyircilerinin yanındadır, buradaki trajedi ise, dün ve bugün yaşanılanların, taban tabana zıt gözükmesine rağmen aynı olmasıdır.)
Devlet, taraftarlardan son derece memnundur, onlar tribünlerde kendi istedikleri sloganları ve marşları söylediği sürece, o taraftardan daha iyisi yoktur. Ne zaman ki taraftar kendi başına buyruk hareket etmeye başladı mı, polis biner tepesine. Bursa’da yeni stat yapılmasına karşı harekete gecen ve Tayyip Erdogan a karşı gelen taraftarlara açılan soruşturmalarda olduğu gibi.
Aslında Bursasporlu taraftar, onlara verilen rolün dışına çıktı. Solcuları sokakta kovalayabilirlerdi, kürtlere saldırabilirdi, ama devletin izin vermediği bir şeyi yapamazdı. Devlet şimdi kendi hakimiyetini kurmaktadır. Bursasporlu taraftarları tekrar kendi istendikleri ve izin verdikleri cizgilerine geri getirmektedir. Cezalarını ve saldırılarını haklı çıkartmaya çalışmaktadır aynı zamanda, tam da burada.
Bursasporlu taraftarlar devletin otorisinden daha çok Bursasporlu olma otorisini koymuşlardır önlerine. Devletin karizmasını bir futbol klübü çizmiştir. Sokalara polis arabalarını, minibüslerini yığan, panzerleri, topları tüfekleri ile yaşatılan askeri militarizmleri ile, kontra gerila örgütleri ile toplumdaki sorunları ezmeye çalışan, karşılarında Türk gördümü milliyetcileşen, Kürt gördümü açılımlaşan bir devletin, zengin ile fakir arasındaki ucurumu engelemek için tek yolu işte bu yukarıda bahsedilen şiddeti istediği gibi kullanabilmesidir. Yani nizamını sağlamak için, işçi sınıfına ve etnik azınlıklara hazırda tutuğu bir yedek güçün ve kitlesel şiddetin varlığını sağlayan kapitalist sınıfının kendisidir.
Kullandığı bu şiddeti haklı gösterebilmek ve yasaları daha sertleştirebilmek için, Bursaspor taraftarları gibi olayları bekler, hayır komplo teorisyenim değil, komplo teorileri, toplumları anlamıyanlar içindir, çünkü sistemin bu çarpıklığı içersinde, bir çok yerinde olaylar patlak verir. Bu patlak veren olaylar, devletin kendini haklı çıkarma mekanizmasıdır. Çünkü orada söylenen şudur, devlet ve polis orada olmasaydı, katliam olurdu ya da daha kötü olacagıdır. Halbuki herseferinde, tekrar tekrar olayların patlak vermesi özel mülkiyetin üzerine kurulmuş kapitalist devletin varlığıdır.
Biz soruyu tersten sormaya devam edelim, siz neler yapıyorsunuz ki bu tür olaylar süreki ve şiddeti düşmeden devam ediyor? Bu ülkede, işçiler, taraftarlar, kürtler, ögrenciler sokaklardalar. Sizler bir ülkeyi iç savaşa hazır şekilde yetiştirdiniz. 1980 den sonra, sorgulamayan, sorgulatmayan, düşünmeyen, düşündürmeyen bir nesli biz ortaya çıkartmadık. Bugün tutuklanması gerekilen Bursasporlu taraftarlar değil, başta toplumu, sonra da futbolu bu hale getirenlerdir. Yani endüstriyel futbolun para babalarıdır, toplumun para babalarıdır, onun yasalarını bize uygulatanlardır.
Bursaspor tribünlerinden endüstriyel futbola inanmış az da olsa insan var. Onların önünde çok büyük görevler var. Ya bu çarkın parçası olmaya devam edecekler, ya da bunları kırıp, yeni bir taraftar kültürünün içersinde kendilerine yer bulacaklardır. Bunun arası yok aslında. Bugün onları sokaklarda arayanlar, dün onların sırtını sıvazlıyanlardır. Endüstriyel futbola karşı olan taraftar grupların kendisi, bir başka taraftar grubunu düşman olarak görmez, düşmanlıkla beslenmez. Bizim karşı geldiğimiz tek bir şey varsa, taraftar olarak bizi müşteri yerine koyan, haklarımızı kısıtlayan bir sisteme karşıdır ve futbolu özgürleştirmektir. Ama kazdıkca bu yolu, karşımıza tüm sistemi sarmış bir güç çıkıyor. İşte asıl taraftar kültürü ve cesaret isteyen nokta, bir başka taraftar grupuyla hesaplaşmak değil, taraftarların birbirine düşmesini saglatan şartları ortaya çıkartanlardır.
Bursasporlularda sistemin kendisine, belki istiyerek, belki de istemiyerek yönelmişlerdir. Şuradan başlıyalım son sorumuza, bundan sonrası?
Devletin aslında, Bursada suçlu arama derdi yok ve keyfi tutuklamalar yapma derdinde ve belki de olayları birkaç kişinin üstüne yıkarak da kapatma. Onların kapatmak istediği dosyayı biz açık tutma derdindeyiz. Çünkü sorun iki taraftar grubunun sorunundan ötedir. Şu an tüm ülkede, bir kıvılcımla bu düşmanlık seviyesini aşacak çatışmalar mevcutdur. Bizlerin derdi, önümüze getirilmiş olan kurbanlarla ugraşmak değil, onları kurban seçenlerle.
Bursaspor’daki taraftar gruplarının ( Aslında diğer taraftar grupları da bu süreçi sorgulamalıdır) bu süreçte, kendi konumlarını ve endüstriyel futbola ile ilişkilerini yeniden degerlendirmesi, şu an içinde bulundukları ortamdan kurtulmak için ilk adım olur. Şunu bilmeliler ki, şu an öfkelerini yöneltikleri, polis, vali, yasalar vs karşısındaki tutumlarını doğru geliştirilmesi gereklidir. Bu gecici bir öfkemi olacak yoksa bu süreci tartışabilcekler mi? Öfkelerini Beşiktaş taraftarlarına mı yöneltecekler ( aynı hata iki defa işlenmez), yoksa kendilerinin bu süreçten çıkan derslerle önlerini mi açacaklar. Açtıkları her yolda, burada kendileriyle aynı yolda başka giden insalar olduğunu göreceklerdir. Ayrıca devletin uyguladığı tutuklama komesine bir son verilmelidir. Keyfi olarak Bursa’daki tribün liderlerini tutuklayanlarla, keyfi olarak Göztepeli taraftarlara dava açan mantık, aslında bir güç gösterisi yapmak istemektedir. Bu tiyatronun bir alkışlayanı olamayız.
GöztepeliChe Severli arkadaşların basın açıklamasınındaki açıklanma yapılması gerekileni anlatmaya devam etmektedir:
”
”Herşeyin başı eğitim derken, meseleyi sadece taraftarların eğitime tabi tutulması şeklinde algılayan dar bakış açısı terk edilmeli, ülkemiz okullarını da, medyayı da içeren kapsamlı bir eğitim programı hayata geçirilmelidir. Kazanmak odaklı bir başarı anlayışının yerleştiği bir toplumda, kaybetmeyi kabullenemeyen, bunu eyleme dönüştüren insanların varlığına çok da şaşırılmamalıdır.
Tribünleri dolduran taraftarların ülkemiz insan çeşitliliğinin, toplum yapımızın birer parçası olduğu biran olsun unutulmamalıdır. Dolayısıyla, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal gelişme ve etkilerin bu alana türlü yansımaları olduğu bilinmelidir.
Tribünlere ve taraftarlığa yönelik bakış açısında köklü bir zihniyet değişikliğine gidilmelidir. Diyalog zeminleri çoğaltılmalı, taraftarlara örgütlülükleri aracılığıyla söz, yetki ve karar hakkı verilmelidir. Bu kapsamda özellikle, taraftar dernekleri, grupları gibi örgütlü yapıların etkinliğini arttırıcı, teşvik edici çalışmalar yapılmalıdır.”
Suphi Toprak
Forza Livorno Yöneticisi